Tampilkan postingan dengan label MALEZYA. Tampilkan semua postingan
Tampilkan postingan dengan label MALEZYA. Tampilkan semua postingan

Jumat, 09 September 2016

Malezya’da Bağımsızlık ve Siyasi Mücadele / Independence and Political Struggel in Malaysia


Cihan Kurtaran                                                                                                                       09.09.2016

Malezya bağımsızlığının 59. yılını kutluyor.  Başkent Kuala Lumpur’da Bağımsızlık Meydanı’nda (Dataran Merkeda) “Tek yürek” teması başlığını taşıyan kutlamalar, Federal Sultan ve Başbakan’ın da olduğu üst düzey katılımla gerçekleşti.

Malezya Federasyonu, Malay Yarımadası ve Borneo adası gibi iki farklı kara parçası üzerindeki topraklarda egemenlik sürmesi; farklı etnik unsurları bünyesinde barındırması; tedrici bir şekilde gelişmek suretiyle 165 yıl boyunca İngiliz sömürgeciliğinde kalması; görece küçük bir coğrafya parçası üzerinde yükselmesine rağmen 9 farklı ‘sultanlığa’ ev sahipliği yapması gibi özellikleriyle dikkat çekiyor.

Yaklaşık otuz milyon nüfusa sahip Malezya Federasyonu’nun yüzde altmışa yakın bölümü, ülkenin asıl sahipleri anlamına gelen Bumiputra topluluklarına ev sahipliği yapıyor. Bumiputra temelde Malay Müslümanlara atfen kullanılsa da, Borneo Adası gibi irili ufaklı ve aralarında İslam dışı inançlara mensup kitleleri de içeren etnik unsurları da bünyesinde barındırıyor. Nüfusun yüzde yirmi beşini oluşturan Çin kökenli ve yüzde yedisine tekabül eden Hint kökenli Malezyalıların yanı sıra, tarihin erken dönemlerinde olduğu gibi modern dönemde de başta Endonezya olmak üzere Kamboçya, Myanmar, Filipinler, Bangladeş gibi ülkelerden dış göç almaktadır. Resmi açıklamaların dışında yasa dışı yollardan ülkeye giriş yapan ve çalışan nüfus da kayda değer bir orana tekabül etmektedir.

Geçen süre zarfında Endonezya, Tayland ve Filipinler gibi askeri darbelere maruz kalmış ve istikrarsızlıkların yaşandığı komşu ülkelerle kıyaslandığında Malezya Federasyonu’nun istikrarlı bir siyasi yapı sergilediği söylenebilir. Bununla birlikte, her ülkenin kendi siyasi ve sosyal yapıları kadar, geçmişten bugüne aktarılan siyasi yapılaşmaları da gündemden uzak tutmamak gerekir. Bu anlamda, Malezya’yı 1957 yılında bağımsızlığa taşıyan sürecin, gene yukarıda zikredilen ülkelerin bağımsızlık süreçleriyle kıyaslandığında görece geç bir döneme tekabül ettiği görülür.

Bu çerçevede, İngiliz sömürge yönetimiyle 1945’den itibaren başlayan görüşmelerin bir olgunlaşma döneminin ardından bağımsızlığı Malay Yarımadası’na getirmesinin belki de bağımsızlık sonrasında başta ekonomik olmak üzere siyasi istikrara tesirinden bahsedebiliriz. Bu noktada şunu hatırlamakta fayda var. 2. Dünya Savaşı’nın veya bölgedeki adıyla Pasifik Savaşı’nın 1945 yılı Ağustos ayında sona ermesiyle İngiliz sömürge yönetimiyle başlayan siyasi görüşmeler Malay topraklarına yaklaşık 12 yıl sonra, yani 31 Ağustos 1957 tarihinde bağımsızlığı getirdi. Bu ‘istikrar’, İngilizlerle anlaşma masasında ‘mesai olarak’ var olan, ancak adını bağımsızlık sonrasında Ulusal İttifak yönetimiyle duyuran 59 yıllık iktidarla ortaya çıkar.

Aradan geçen süre zarfında Malezya bir yandan ulusal birlik çabası sergilerken, bir yandan da içinde yer aldığı Güneydoğu Asya topraklarında Soğuk Savaşı’n etkisini yakından hissederek bölgesel birlikler içerisinde yerini aldı. Hatta bunlara öncülük yaptığını da söyleyebiliriz.  İngilizlerle yapılan görüşmeleri yürüten ve bu anlamda ülkenin kurucu babası olarak da kabul edilen ilk başbakan Tunku Abdul Rahman’ın ASEAN’ın nüvesini oluşturan Güneydoğu Asya Birliği’ni (ASA) gündeme getiren kişidir. Aynı Tunku Abdul Rahman’ın, İslam İşbirliği Konferansı’nın (OIC) kuruluşuna da ön ayak olduğu belirtelim. Tabii ASA’nın kuruluşun bir Malay siyasetçinin ‘yaratıcı politikaları’ olarak değil de, Soğuk Savaş yıllarının getirdiği hususiyetlerin bir sonucu olarak görmek gerekir. Bu anlamda, Filipinler ve Tayland’la birlikte başlayan sürecin komünizmin bölgede siyasi ve toplumsal nüfuzuna karşı bir blok oluşturulmasıyla bağlantılıdır. Tunku Abdul Rahman’ın bir diğer önemli siyasi projesi 1960’lı yılların başlarında Singapur ile Borneo Adası’ndaki Sabah ve Saravak bölgelerinin Malay Federasyonuyla birleşerek Malezya Feredasyonu’nun oluşturulmasıdır.

Tunku Abdul Rahman’ın, sadece bölgesel işbirlikleri açısından değil, çeşitli etnik yapıları bünyesinde barındıran bu yeni ülkede toplumsal barış ve güvenliğin sağlanması konusunda da çabaları gündemdeydi. Özellikle, Çin ve Hint kökenli Malezyalıların Müslüman Malaylarla ortak bir ‘ulus bilincine’ ermeleri konusunda toplumsal barışı gözeten bir liderlik izlediği belirtilir. Her ne kadar, UMNO’nun kurucusu Dato Onn bin Cafer’in UMNO’ya Müslüman Malay olmayan Çin ve Hint kökenlerinin de üye olması ve politika yapması talebi kadar olmasa da, Tunku Abdul Rahman sosyo-kültürel ve ekonomik çalışmalarda bu etnik yapıların desteklediği görülür. Ki bu destek karşısında Malay Müslümanların tepkiselliği 13 Mayıs 1969 tarihinde bir toplumsal ayaklanma şeklinde kendini ortaya konurken, bu sürece yol açan Başbakan Tunku Abdul Rahman da yaklaşık bir buçuk yıl görev yapan ‘olağanüstü hükümet’ tarafından görevden alındı. Aslında yaşanan bir sivil darbeden başka bir şey değil.  

70’li yıllar 1969 krizini atlatma mücadelesi olarak geçti. İkinci başbakan Rezak bin Huseyin’in -ki şu anki Başbakan Necib bin Rezak’ın babası- kırsal kalkınma öncelikli çabasına ve ardından bunun Hüseyin bin Onn başbakanlığında konsolidasyonuna tanık oldu. 80’li yıllar ise, küresel neo-liberal politikalara eklemlenen Malezya’nın ekonomik kalkınmasının başlangıcını teşkil eder. Bu dönemde, hem kişilik olarak hem de izlediği siyasetler noktasında agresif bir yapıya sahip olduğu bilinen Dr. Mahathir Muhammed izini bulmak mümkün. Dr. Mahathir, bir konuşmasında dile getirdiği üzere kendisine atfedilen ülkenin ‘ekonomik kalkınmanın babası’ sıfatını kısmen kabul ettiğini, kendisinden önceki başbakanların ekonomik kalkınma konusunda başlangıç yaptıklarını, kendisinin de bunun devam ettiricisi olduğunu belirtir. Aslında, özellikle bu dönemde gerçekleştirilen ekonomik kalkınma bir Malezya mucizesi olmaktan öte, hem tarihsel hem bölgesel ilişkileri bağlamında değerlendirilmelidir.

Dr. Mahathir’in 2003 yılında görevinden ayrılmasıyla başlayan bir başka süreç başlıbaşına bir dönem olarak incelenmeyi hak ediyor. 2004 yılında Abdullah Ahmed Badawi, 2009 yılından bugüne kadar Necib bin Rezak’ın sürdürdüğü başbakanlık ulusal birliğin kurulma sürecinin devam ettiğini ortaya koyuyor. 2009 yılında başbakanlık koltuğuna oturan Necib bin Rezak, bu bağlamda gündeme getirdiği ‘1 Malezya’ sloganı o günden bugüne artık pek gündemde yer almıyor. Öte yandan, gündemin çeşitli siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunlarla belirlendiği bir Malezya ile karşı karşıyayız. 2020 kalkınmış ülke sloganı da bugün sadece hükümet çevresi tarafından gündemde tutulmaya çalışılıyor.

Siyasi hayatın iktidar yönelimli perspektifi kadar, ülkede var olduğu ileri sürülen muhalefet kesimlerinin de bu süreçteki rolü öneme incelenmeyi hak ediyor. 2000’li yılların başından itibaren ‘reform’ politikalarıyla gündemi belirlemeye çalışan bir dönemin başbakan yardımcısı Enver İbrahim muhalefetin yegâne lideri olmakla birlikte, yaşadığı mahkumiyetlerle bu süreci dolaylı olarak yönlendirebilmiştir. Kimi çevrelerin ifade ettiği üzere, mevcut iktidarı demokratik yollarla alt edebilecek bir siyasi donanıma sahip lider vasfı nedeniyle Enver İbrahim siyasi manipülasyonlarla mahkumiyetine neden olunduğu da unutulmamalıdır. Bugün 59 yıllık iktidarında UMNO’nun varlığına karşı çıkan daha doğrusu UMNO içerisinde gücü elinde bulunduran liderlere karşı çıkan lider olarak 92 yaşındaki Dr. Mahathir Muhammed’i görmek hiç kuşku yok ki Malezya siyasetinin yaşadığı en büyük krizdir. Bugün gelinen noktada, muhalefet lideri hapiste, UMNO’nun önde gelen bazı siyasetçileri partiden ihraç edilirken, yarım yüzyılı aşkın bir süredir ülkeyi yöneten UMNO öncülüğündeki Ulusal Koalisyon, gelecek 40 yılda ülkeyi nasıl yöneteceğinin hesaplarını yapıyor. 

Jumat, 12 Agustus 2016

Malezya Siyasetinde Derin Kırılma / Deep Fracture in Malaysian Politics


Mehmet Özay                                                                                                                         12.08.2016

Bir süredir ‘1 Malezya Kalkınma Fonu’ (1MDB) usulsüzlükleriyle çalkalanan Malezya’da iktidarın büyük ortağı Birleşik Ulusal Malay Organizasyonu (UMNO) içinde yaşanan kopmaların ardından, ‘Malezya Yerli Birlik Partisi’nin (Parti Pribumi Bersatu Malaysia -Bersatu) kurulmasıyla siyaset yeni bir evreye taşındı. 9 Ağustos’da İçişleri’ne yapılan başvuruyla siyasi hayata ‘merhaba’ diyen yeni parti, ‘etnik Malay’ siyasi partisi olma özelliği taşıyor. Partinin gelen başkanı ise, 1MDB usulsüzlüklerinin konu olduğu soruşturma ve araştırmalar sürecinde, UMNO içinde sesi giderek gür çıkan ve UMNO genel başkan yardımcısı, Başbakan yardımcısı ve Milli Eğitim Bakanı görevleri gibi çok önemli yetkilerle donanmış Muhyiddin Yasin. Partinin çıkış nedeni kadar, temel ilkeleri ve hedefi bağlamında görüşler ve eleştiriler daha ilk günden gündeme gelmeye başladı.  UMNO içerisinde önemli bir kırılma olarak değerlendirilebilecek bu gelişmeyi, yaklaşık bir yılı aşkın bir süre önce Malezya İslam Partisi (PAS) içerisinde yaşanan kırılmayla şu veya bu şekilde ilişkilendirmek mümkün. Ancak bu yazıda yeni kurulan ‘etnik Malay’ partisi bağlamında Malezya siyasetindeki gelişmelere değinmekte fayda var.

Dr. Mahathir Muhammed: Partinin fikir babası
Yeni partinin gündeme gelmesinde hiç kuşku en büyük amil, kimi çevrelerce ülkenin modern tarihindeki en büyük yolsuzluk hadisesi kabul edilen 1MDB oldu. Her ne kadar, ülkedeki ‘yolsuzlukla mücadele kurumu’, ‘baş savcılık’ gibi çeşitli yasal kurumların yolsuzlukla ilgili soruşturmaları sonrasında fonun kurucusu ve bir dönem başkanlığını yürüten başkanı Başbakan Necib bin Rezak’ın usulsüzlük yaptığına dair ‘herhangi bir veri olmadığı’ sonucuna ulaşılmış olsa da, muhalefet çevreleri ve akabinde eski Başbakanlardan Dr. Mahathir Muhammed’in konuyla ilgili tartışmaları sürekli gündeme taşımalarının büyük rolü bulunuyor. Dr. Mahathir’in bu konudaki görüşünün muhalefetle benzerlik göstermesi ve hatta bazı gösterilerde ve toplantılarda muhalefetin önde gelen isimleriyle birlikte yer alması UMNO cephesinde ‘ihanet’ olarak değerlendirildi. Kurt politikacı Dr. Mahathir ise, nasıl 2003 yılında Ahmed Badavi’yi başbakanlığa taşıyıp ve ardından 2009’da onun yerine Necib bin Rezak’ı başbakanlığa getirmede ‘mahir’ bir politika izlediyse şimdi de, Necib bin Rezak’ı ileri sürdüğü dayanaklar nedeniyle yerinden etmek istiyor. Bu bağlamda, muhalif siyasiler gibi ya da onlardan daha da ağır bir şekilde Başbakan Necib bin Rezak’ı eleştirmekten geri kalmıyor. Başbakan Necib bin Rezak, UMNO iç dengeleri harekete geçirilerek koltuğundan edilemediğinde çözümü UMNO’yu bir iki yıl içinde yapılacağı beklenen genel seçimlerde oy kaybına uğratarak yerinden etmek için yeni parti fikrini ortaya atan da Dr. Mahathir.

Muhalefet ve Bazı UMNO mensuplarında hedef birliği
Başbakan’ı hedef alma noktasında, UMNO üyeleri ve muhalefetin yan yana bulunması Malay siyasetinde yeni bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Muhalefet çevreleri, Dr. Mahathir ve UMNO içerisindeki bazı grupların Başbakan Necib bin Rezak’tan ‘kurtulmak’ istemelerinin nedeni farklı olsa da, aynı hedefte birleşiyorlar. Muhalefet, 57 yıldır ülkeyi yöneten UMNO iktidarına son vermek istiyor. Dr. Mahathir ve UMNO içerisinde onunla birlikte hareket edenlerse, 2018’de yapılması beklenen 14. genel seçimlerde, hiç olmadık ‘yolsuzluklara’ adı karışan bu Başbakan’la UMNO’nun kazanmasının mümkün olmayacağı argümanını ileri sürüyor. Yani, muhalefet ülkenin kötü yönetildiğini ileri sürerek ‘doğal olarak’ iktidar arzusuyla hareket ederken; Dr. Mahathir de, bir UMNO üyesi olarak ‘doğal olarak’ partisinin geleceğinden kaygı duyuyor. Bununla birlikte, muhalefet ve Dr. Mahathir’in ideolojik bir benzerlikten veya hareket noktasından biraraya geldiğini ileri sürmek güç. Dr. Mahathir eleştirileriyle Başbakanı köşeye sıkıştırmayı bir yöntem olarak sürdürse de, Başbakan Necib bin Rezak da arzu edilen karşılığı bir türlü ver/e/miyor. Bu durum, Dr. Mahathir’in Başbakanı giderek daha ağır bir ‘bombardımana’ tutmasına yol açarken, UMNO içinden Başbakan adına başkaları öncü rolü oynayarak Başbakanı savunmak zorunda kalıyor. Aslında Başbakan Necib bin Rezak’ın cevap ver/e/memesinin ardında siyaset yapma biçiminden öte, kişisel özelliği gündeme getirilmesi gerekir. Bu anlamda, Başbakan’ın, Malezya siyasetinde karizmatik lider örneği olarak gösterilebilecek Dr. Mahathir ve bir dönem onun yardımcılığını yapmış olan Enver İbrahim’le kıyaslanması mümkün değil. Bu tespite, ülkenin önde gelen bir medya kuruluşunun başındaki kişiyle yaptığım bir sohbet sırasında “Başbakanımız kendine yöneltilen iddiaları bastıramıyor” bağlamında aldığım cevapta da rastlamıştım.

UMNO Hiyerarşisi aşılamadı
Bu süreçte, özellikle 2015 yılında gecikmeli olarak yapılan UMNO yıllık genel kurul toplantısında Dr. Mahathir’in hedefi parti iç mekanizmasını harekete geçirerek Başbakan’ı istifaya zorlamak ve yerine başbakan yardımcılarından birini ve de tabii ki, parti hiyerarşisi dikkate alındığında Muhyiddin Yasin’in gelmesinin yolunu açmaktı. Ancak partinin son derece hiyerarşik yapılanmasını ‘delip’ genel kurulda delegelerin önünde hitap etme imkânı bulamayan muhalefet grubu kendi imkânlarıyla alternatif toplantılar tertip ederek seslerini duyurmak istedi. Dolayısıyla ne o süreçte ne de sonrasında parti genel başkanının değişmesi gibi bir hadise yaşanmadı. Bunda bir kez daha Malezya siyasetinde baş aktör rolündeki UMNO’nun genel başkanı hüviyetini de taşıyan Başbakan’ın geleneksel olarak kurgulanmış partiyi ‘yönetme biçimi’nin etkin olduğu görülüyor. Yani, karar mekanizmalarının hiyerarşik olarak işlediği parti yapısı, parti kadroları ve tüm teşkilatlarda ‘maddi’ ilişkileri de belirleyecek şekilde Başbakan’ın iki dudağından çıkan sözlerle belirleniyor. Parti içinde eleştirilere bir kez başlamış olan Muhyiddin Yasin gibi, Kedah Eyaleti eski Başbakanı Muhkriz Mahathir, parti genel başkan yardımcılarından ve Sabah Eyaleti’nde son derece güçlü bir siyasetçi olan Şafii Abdal da yönetimdeki görevlerinden ve de partiden ihraç edildiler. ‘Emekli’ siyasetçi olsa da UMNO üyeliği devam eden Dr. Mahathir de geçen Şubat ayında UMNO üyeliğinden ayrılmıştı.

Yeni Parti Çözüm mü?
9 Ağustos’da İçişleri Bakanlığı’na bağlı birime parti kuruluş dilekçisini veren isim ‘yetmiş’ yaşındaki Muhyiddin Yasin, aynı zamanda partinin genel başkanı. Parti genel başkanlığına getirilmesinin genelde Müslüman Malay siyasetinde, özelde ise UMNO içerisinde geniş kitleleri birleştirebilecek siyasetçi ‘kıtlığının’ bir göstergesidir. Öyle ki, kimi çevreler, yeni partinin kuruluşunu kamuoyuyla paylaşan eski başbakanlardan Dr. Mahathir Muhammed’in partinin başına geçebileceği yolundaki söylenti düzeyinde de olsa yaklaşımları, nihayetinde yetkin Müslüman-Malay siyasetçi sıkıntısına dolaylı bir göndermeden başka bir anlam ifade etmiyor. 

Bersatu, yani ‘Birlik’ anlamına gelen yeni parti ile birlikten kastedilen ‘Müslüman-Malay’ seçmenler. Bu noktada yeni partinin karakteristik özelliği, partinin önde gelen kurucu figürlerinin ayrıldığı UMNO’yla benzerliği dikkat çekiyor. Burada şu hususa dikkat çekmekte fayda var. Malezya siyasetine ve toplum yapısına yabancı olanların veya yüzeysel ‘gözlemlerle’ yetinenlerin, bu toplumun Malay-Çin-Hintli başta olmak üzere sayısı on beşi bulan temel etnik yapılarının ve ülkenin sergilediği ‘ekonomik kalkınma’ bağlamının da katkısıyla ‘etnik çoğulculuğun’ pozitif bir bağlama oturtulduğu ve tüm Malezya halkının, iç içe huzur içinde yaşadığı yönlü bir algıya neden oluyor. Ancak gerçekte, sömürge döneminde şekillendirilen ‘parçalı’ toplum yapısının, bağımsızlık sonrasındaki en temel devamlılığı yani bu parçalılığı, ‘etnik ayrım’ üzerine kurulan siyasi partilerde bulmak mümkün. Bu bağlamda, ‘ulus-devlet’ gibi oldukça ideal bir siyasi kavramın toplumun genelinde görmek bir yana, varoluş temellerini kendi etnik yapılarına dayandıran siyasi partiler, bizatihi bu ideal kavramın somut bir veçhesinin yansımasına mani oluyor. Bu nedenle, bir dönem kendisi de UMNO içinde bakanlık düzeyinde yer almış olan avukat Zaid İbrahim yeni parti içinde yer almama nedenini, Birlik partisinin de UMNO’nun izinden gideceği görünüşüne dayandırıyor. Bu noktada yeni partinin hedefinde UMNO’nun geleneksel oy kitlesini oluşturan ve ağırlıklı olarak kırsalda yaşayan Müslüman Malay kitlesi bulunuyor. Kimi çevrelerin, yeni partinin sağlam bir ideolojik temele oturmadığı yolundaki eleştirisi de son derece haklı. Çünkü partinin hedefinde, örneğin UMNO’dan ‘atılan’ Enver İbrahim’in Malezya siyasetine 2000’li yılların başından bu yana ‘reform’ kavramını ve içeriğini dolduracak siyasetine benzer bir yapılaşma mevcut değil.

Bir dönem başbakanlık yardımcılığı yapmış Musa Hitam’ın, “Malezya bir zamanların Filipinleri olmaya doğru gidiyor” demesi veya on yıllarca ülke ekonomisini yöneten önemli beyinlerden biri Tengku Rezali Hamza’nın, “Bağımsızlıktan bu yana ülke bu kadar olumsuz bir dönem yaşamadı” söylemi acil bir çözümü gerekli kılıyor. Ancak yeni partinin bu ‘çözümü’ ne kadar sağlayıp sağlayamayacağını zaman gösterecek.

Sabtu, 16 Juli 2016

Malezya Siyasetinde PAS’ın Yeri / PAS in Malaysian Politics

Cihan Kurtaran                                                                                            17.07.2016

Malezya ya da tam adıyla ifade etmek gerekirse Malezya Federasyonu’nda siyasi yelpazede kendine özgü bir yeri olan Malezya İslam Partisi'nin (PAS), ülkede son dönemde yaşayan siyasi değişimler ve çalkantılar zincirinde nerede durduğu konusu önemli. Bir siyasi hareket olarak PAS, ülkenin kurucu siyasi yapısı kabul edilen Malezya Birleşik Ulusal Organizasyonu (UMNO) içinden doğmasıyla dikkat çeker. Öte yandan, derin köklerine gidilecek olursa, daha İngiliz sömürgeciliğinin sürdüğü yirminci yüzyılın ilk yarısında geleneksel eğitim kurumlarında yetişmiş ve bu kurumların yönetimini üstlenmiş ‘alimlerin’ öncülüğünde kurulan bir hareket olduğu görülür. Tabii bu yazı PAS’ın modern Malezya siyasetindeki yerini geniş anlamda ele almayı hedeflemediğinden, burada bu geçmişe değinmeyeceğim.
Ancak bir hususu başlangıç olarak ifade etmek gerekirse, PAS sadece Malay Yarımadası’ndaki Malay toplumunun İngiliz sömürgeciliğinden bağımsızlığını kazanmasını değil, bu bağımsızlığın getireceği yeni düzende temelleri İslam’la örtüşebilecek bir siyasi sistemi var etmeyi kendine hedef belirlemişti. Bugün partinin söylemine bakıldığında bu hedefte bir değişiklik olduğu söylenmeyebilir. Ancak Parti’nin, Malezya’nın 13 eyaletten müteşekkil federatif yapı ve çok etnikli/çok dinli toplumsal yapısı bağlamında bu hedefi nereye kadar taşıyabildiği önemli. Bu noktada, PAS’ın ülke genelinde nasıl bir toplumsal karşılığı olduğu önem arz ediyor.
Bunlardan ilki, bir İslamcı parti olarak hedef kitlesini doğal olarak Müslüman kitle ile sınırlandırması sebebiyle, ülkenin resmi istatistiki verilerinin ötesinde, reelde neredeyse yarı yarıya denilebilecek Müslüman nüfus ile ‘diğer’ kategorisi içinde ele alınabilecek bir nüfus yapısı karşısında hangi dengelerle hareket edebildiğiyle alakalıdır. Çünkü 13 Eyalet dağılımının bir başka kategoride, yani Batı Malezya-Doğu Malezya bağlamında değerlendirdiğimizde göz ardı edilemeyecek bir farklılaşmayla karşılaşılır. O da, Malay Müslüman çoğunluğun ülkenin batısında, bir başka deyişle Malay Yarımadası’nda yer alması; doğuda, yani Borneo Adası’ndaki Sabah ve Saravak Eyaletleri’n de ise bu oranın düşük olması kadar, ‘Malay etnik yapısının’ neye tekabül ettiğiyle alâkalı aidiyet noktasındaki tanımlamalardan neşet eden bir ‘dar alan kapsayıcılığı’ ortaya çıkar.
Bir diğer husus, ‘Malay’ ve ‘Malay olmayan’ Müslüman ayrımında da PAS’ın ‘arızalı’ denilebilecek bir duruşu olduğu görülür. Öyle ki, Malay-Müslümanlarla, sömürge döneminden başlayan zorunlu ve gönüllü göç hareketleri neticesinde ülkeye Arap Yarımadası, Sumatra ve Cava başta olmak üzere Takımadalar’dan, Hint Alt Kıtası’ndan gelen Müslüman gruplar ile sayısı görece az olmakla birlikte Hindu-Budist geçmişe sahip Hint ve Çin kökenli vatandaşlar arasında İslamla müşerref olanların oluşturduğu kitleler arasında siyasi bir kavrama dönüşmüş olan ‘bumiputra’, yani ‘toprağın gerçek sahipleri’ olgusu nedeniyle daha tanımlama sürecinde başlayan ayrım bugüne kadar varlığını sürdürüyor. Bu ayrım, ülkeyi yarım asrı aşkın bir süredir yöneten ‘Malay etnik partisi’ UMNO’nun ‘derin siyasetinin’ ürünü olurken, PAS’ın da bu ayrım üzerinden siyaset yaptığı parti sözcülerinin söylemlerinde kendini açık seçik ortaya koyuyor.
PAS’ın kuruluş aşamasında öne çıkan Eyalet ile (Kelantan), aradan geçen süreçte siyasi bir hareket olarak gene kendine merkez seçtiği Eyaletler noktasında da bir şeyler söylenmelidir. Bu husus, aslında en az yukarıdaki hususlar kadar önem taşır. Dün olduğu gibi bugün de Malezya toplumunda tarihi ve geleneksel olarak İslami eğitim, öğretim ve birikim noktasında Malay Yarımadası’nın doğusundaki Kelantan, Terenganu ve kuzeyindeki Kedah Eyaletleri başı çeker. Bu üç Eyalet, örneğin Cohor, Selangor, Penang, Perak gibi Yarımada’nın batı ve güneyindeki endüstriyel olarak gelişmiş, yoğun göçler nedeniyle çok kültürlü ve dinli bir toplum yapısının aksine, kendini sayılan bu eyaletlerden ziyade Malay-Müslüman nüfusun ağırlıkta olduğu ve  tarihte bölgesel rol oynamış Patani Sultanlığı’yla ilişkilendirir. Tarihsel süreçler noktasında belirginleşen bu keskin ayrıma rağmen, batı ve güneydeki eyaletlerde Malay Müslümanların varlığını göz ardı etmiyoruz. Kaldı ki, bu ayrışmada, sömürgecilik sürecini Penang ve Singapur Adaları’ndan başlatarak Yarımada’nın batı ve güneyinde ekonomik, siyasi ve de kültürel olarak var İngiliz varlığının belirleyiciliğinin de bir yere not edilmesi gerekir.
Yukarıda kısaca dile getirdiğimiz bu temel hususların ulusal siyaset içerisinde PAS’ı dar bir alana hapseden etkenler olarak ortaya çıktığını ileri sürebiliriz. Peki bu durum, bizi, PAS’ın ‘alimler’ kitlesinin kuruluşundan bu yana fark edemediği ya da etmek istemediği gibi bir sonuca mı vardırır? Şimdilik bunu bir soru olarak burada bırakalım.
Dün olduğu gibi bugün de PAS’ın seçmen kitlesi Kelantan, Terenganu ve Kedah’da yoğunlaşır. Selangor, Cohor, Negeri Sembilan, Perak ve Pahang’da kısmen bir karşılığı olsa da, Penang, Malaka, Sabah ve Saravak’da neredeyse yok hükmündedir. İşte bu nedenle PAS, söz konusu bu bölgesel dağılım gerçeği karşısında ulusal bir siyasi hareket olarak karşılığını dar bir alanda bulmaktadır. Yukarıda dile getirilen Eyaletler bazında karşımıza çıkan genel toplumsal yapının dini/etnik ayrımından neşet eden ‘siyasi alan daralması’nın, PAS’ın hem UMNO hem de 2000’li yılların başından itibaren giderek güçlenen Halkın Adaleti Partisi’yle (PKR) aynı dini/kültürel/toplumsal kitleye hitap etmesiyle derinleştiği görülür. Tam da bu noktada, rakip konumunda olan ve üçü de Malay–Müslüman kitleye ulaşmayı hedefleyen siyasi yapıların ‘çatışmacı’ kimi zaman da ‘uzlaşmacı’ siyasi formülasyonlarını görürüz. Burada, özellikle UMNO’nun siyasi geçmişinden neşet eden duruşunun güçlü bir ‘Malay milliyetçiliği’ damarına oturması, PAS’ı aynı hedef kitleye ulaşma siyasi yalpalamalara maruz kalmasına da yol açıyor.
Dikkatlerden uzak tutulmaması gereken husus, UMNO’nun kuruluş ilkeleri ve bugüne kadar temel politikaları dikkate alındığında, İslamcı bir hareket olmayıp, Malay milliyetçiliği temelli bir siyasi hareket oluşudur. Bu durum, UMNO içerisinde İslami yönelimleri olan ve bunun zaman zaman genel politikalara yansıyan yönü olmadığı anlamı taşımıyor. Kaldı ki, özellikle Dr. Mahathir Muhammed’in yirmi üç yıllık başbakanlığı döneminde ‘devlet eliyle’ bir tür İslamlaşma sürecinin yaşandığı da vakidir. Ancak bu süreç, daha çok pragmatizm üzerine oturan bir yapısal özellik arz eder. Bu pragmatizmin, bugün dahi bölgesel ve küresel çapta ses getiren başat kurumsal yapılaşması ‘İslami bankacılık’, ‘helâl gıda endüstrisi’ olmaktadır. Haddi zatında, bu ve benzeri yapılaşmalar, temelde bir ekonomik çıkarcılık ve bütünsellik içerisinde değerlendirilmeyi hak eder. Bu noktada, 1940’lı yılların ortalarında UMNO’nun kuruluşu sürecinde, PAS’ın henüz kendisi ortada olmamakla beraber, orijinini oluşturan siyasilerin partiden ayrışmaları da, UMNO ile PAS arasında bugüne kadar halledilememiş bir sorunu yani, ülkede İslami duruşu veya Müslüman kitleleri kimin temsil ettiğiyle alâkalıdır. Öyle ki, Dr. Mahathir dönemindeki PAS’ın UMNO’yu neredeyse tekfire kadar giden söylemiyle, UMNO çevrelerinin PAS’ın ‘gerçek bir İslamcı yönelim’ olmadığı yönlü sert eleştirilerini hatırlamak gerekir.
Bu süreçte PAS’ı giderek kendi kabuğuna çekilmeye iten ve daha çok Malay Yarımadası’nın kuzey ve doğusundaki üç eyalete ‘kapatan’ gelişme ise, üniversite yıllarında Müslüman gençliğin lideri olarak ortaya çıkan Enver İbrahim’in 1982 yılında Dr. Mahathir Muhammed tarafından göz ardı edilemeyecek bir ‘beyin’ olarak UMNO’ya kazandırılmasıyla gerçekleşti. O dönem, çeşitli iç yapısal sorunlarla boğuşan PAS’ın lideri olacağı konusunda görüşler serdedilen Enver İbrahim, Dr. Mahathir Muhammed tarafından UMNO’ya ‘transfer edildi’. Bu gelişme, Dr. Mahathir’in Enver İbrahim seçiminde yanılmadığını ortaya koyacak şekilde, Müslüman gençliğin liderinin zamanla UMNO içerisinde ve de tabii ki çeşitli hükümetlerde giderek artan etki ve konuma ulaşması ortaya koymuştur. Bununla birlikte, Dr. İsmail Faruki’nin arabulucuğuyla Dr. Mahathir’in Enver İbrahim’i partiye kazandırdığı, Enver İbrahim’in de ‘UMNO içinden İslamlaşma sürecini’ gerçekleştirmeyi hedeflediği de bilinen bir konudur.
Tarihin bir cilvesi olarak Enver İbrahim 1998 yılında UMNO ile ilişkisinin kesilmesiyle birlikte UMNO içerisinde ‘Enverci’ olarak addedilen politikacıların ve de halk katmanlarından üyelerin bir bölümünün PAS’a yönelmesi sonucunu doğurdu. Ancak Enver İbrahim hapsedilmesinin ardından eşinin gayretleriyle reform hareketi bir siyasi partiye (PKR) dönüşürken, PAS karşısında yeni bir rakip bulacaktır. Bu rekabet, Enver İbrahim’in PAS’la ayrışmayı değil, UMNO’nun ortak siyasi ‘rakibi’ konumunda görmesiyle, bir yerde PKR ile PAS’ın ittifakına yol açtı. PKR’in ikibinli yılların ortalarında reform hareketinin güçlenmesiyle toplumsal ve siyasal talepler noktasında yüksek öğrenimli, modern yaşam koşulları içerisinde var olan, şehirli Müslüman kitlenin sözcülüğüne soyunduğu yöneldiği bir siyasi platform olması kadar, kendini Çin ve Hint kökenli seçmenlere de açacak yapısal unsurlarla bezemesi, PAS’ın böyle bir yapıyla ‘ittifak’ içerisine girmesi, uzun bir aradan sonra ulusal siyasette yeniden güçlü bir duruş kazanmasına yol açtı. En azından böylesi bir imajın ortaya çıktığı konusunda şüphe yok. Buna ilâve olarak, 2008 ve 2013 seçimlerinde PKR, PAS ve kahir ekseriyeti Çin kökenlilerden oluşan Demokratik Eylem Partisi (DAP) ittifakıyla PAS hem geniş kitleler nezdinde meşru bir yere taşınırken, söylemlerinde de kapsayıcı bir sürece evrildi. Tabii bu noktada, PAS’ta siyaset yapan sadece ‘alimler’ grubunun değil, seküler eğitimli İslamcı kimliği taşıyan entellektüellerin de olduğunu hatırlamak gerekir.
Bu inişli çıkışlı tarihi süreçte bugün gelinen noktada PAS, 2013 seçimleri ardından önemli bir kırılma daha yaşadı. Bunda seçimlerin, muhalefet bloğu için oy oranı anlamında tatminkâr olsa da, reel bir başarı kazandırmamasının doğurduğu iç gerilimin etkisi var. Ancak nasıl ki, 1980’lerin başında Enver İbrahim’in UMNO’ya geçişi PAS’ın o dönemki yapılaşmasını etkilediyse, benzer şekilde Enver İbrahim’in hakkında açılan yeni bir davadan ötürü 2015 yılında hapsedilmesi de PAS’da bazı taşların yerinden oynamasında, en azından faktörlerden biri olarak etkin oldu. Parti kongresinde ‘alimler’ kesimiyle ‘entellektüeller’ arasındaki çatışma, ikinci grubun partiden ayrılması ve yeni bir siyasi parti kurmasına kadar gitti.
Böylece PAS ülke genelinde giderek temsili noktada kaybettiği prestijini, kendi ‘köklerine’ yani, özellikle de oldukça güçlü bir seçmen tabanına sahip olduğu ve yirmi yılı aşkın bir süredir yönettiği Kelantan Eyaleti’nde ‘had’ cezalarını uygulama talebini bir kez daha yüksek sesle dillendirerek kazanmaya çalıştı. Ancak tahmin edilebileceği üzere, dini/etnik ayrışmanın yoğun olarak yaşandığı Malezya’da, PAS’ın, bırakın ülke genelinde sadece Kelantan Eyaleti’n de dahi ‘had’ cezalarının uygulanması ısrarı bu siyasi partiyi daha da içe kapanmaya götürüyor.
Gelinen noktada PAS, çok etnikli ve çok dinli Malezya Federasyonu’nda geniş kitleleri kuşatıcı politikalar geliştiremedi. Oysa, kimi noktalarda aynı hedefleri güttüğü söylenebilecek UMNO gibi bir rejim partisi karşısında, sivil yanı ağır basan bir PAS, çok daha kapsayıcı siyasi söylemlerle sadece Malay-Müslümanları değil, Hint Alt Kıtası kökenli Müslümanlar ve ‘muallaflar’ kadar, Çin ve Hint kökenlileri de yanına alabilme potansiyeline sahipti. Bu potansiyel harekete geçirilemediği gibi, PAS, gerek iç çelişkiler gerekse dış zorlamalar ve müdahalelerle daralma sürecini sürdürüyor.

Selasa, 10 Mei 2016

Saravak Seçimleri UMNO’yu Memnun Etti / Sarawak Election Makes UMNO Happier

Mehmet Özay                                                                                                               10 Mayıs 2016
  
Malezya’nın Saravak Eyaleti’nde Cumartesi günü yapılan Eyalet parlamento seçimlerinde, Birleşik Ulusal Malay Organizasyonu’nun (UMNO) başını çektiği Ulusal Cephe koalisyonu yüzde 87.8’lik oy aldı. Bu zafer, Ulusal Cephe koalisyonuna 82 üyeli parlamentoda 72 milletvekilliği kazandırırken, üçte iki çoğunluğu da beraberinde getirdi. Ülkenin en büyük eyaleti olması, zengin doğal kaynaklarıyla öne çıkan Saravak, on yıllarca Ulusal Cephe iktidarlarının oy deposu özelliğiyle de ülke siyasal yaşamında başat bir rol oynuyor. Saravak’da elde edilen bu son başarı, sadece Saravak’da mevcut iktidar yapısının devamını getirmekle kalmıyor, aynı zamanda ulusal politikada da Başbakan Necib bin Razak’ın elini güçlendiren oldukça önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Saravak Eyaleti halkı sergilediği siyasi eğilimle, bu seçimlerde de kimseyi yanıltmadı ve ulusal çapta bir seçim olmasa da, iki yıl sonra yapılması beklenen 14. Genel seçimler için federal hükümet iktidar çevrelerinde moral destek oluşturdu. Ve bu anlamda, bir kez daha Saravak’ın Ulusal Cephe koalisyonunun can simidi olduğu tasdik edildi. Bu seçim zaferi, 2011’den bu yana Eyalet başbakanlığını yürüten ‘Birleşik Bumiputra Partisi’ (PBB) başkanı Adnan Satem’in başbakanlığının devamı anlamı taşıyor. Ancak bu seçim sonucunun hiç kuşku yok ki ulusal düzeyde etkisi ise, Başbakan Necib bin Razak ve federal hükümete verilen büyük destek olarak değerlendiriliyor.

Cumartesi günü yapılan seçimde, hem Eyaleti yöneten siyasi partilerin hem de  merkezin, yani UMNO’nun istediğini aldığı görülüyor. Seçim öncesinde en önemli kaygı, bir yılı aşkın bir süredir gündemi meşgul eden “1 Malezya Kalkınma Fonu”ndaki (1MDB) usulsüzlüklerdi. Bu usulsüzlüklerin doğrudan muhatabı ise, kurucusu olması sıfatıyla Başbakan Necib bin Razak ve hükümetiydi. Başbakanın bu konudaki sorumluluğunu artıran bir başka unsur ise, Maliye Bakanı sıfatını da taşıyor olması. Sadece ulusal siyasi gündemi belirlemekle kalmayan, çeşitli para transferleri nedeniyle ülke sınırlarının dışına taşarak uluslararası bir nitelik kazanan 1MDB konusuna paralel yürütülen bir başka süreç ise, Başbakan’ın kişisel hesabına yatırılan yaklaşık 681 milyon Dolarlık meblağın kaynağıyla ilgiliydi. Her ne kadar, başta Başsavcılık olmak üzere ülkenin önde gelen kurumlarınca başlatılan soruşturmalarda Başbakan’ın kişisel banka hesabıyla ilgili soruşturma sonunda ‘usulsüzlüğe’ rastlanmadığı sonucuna varılsa da, beş farklı ülkede bu fonla ilgili para transferlerine yönelik incelemeler sürüyor.

Yukarıda dile getirilen bu kaygı nedeniyle, en azından kimi çevrelerin beklentisi, Saravak halkının bir ‘ders’ vereceği yönündeydi. Bu ‘ders’, 2013 yılında Çinli seçmenin muhalefet partilerini tercih etmesiyle oluşan ‘siyasi tsunami’ şeklinde ortaya çıkması değil de, en azından muhalefet partilerinin alacakları oy oranlarında ve çıkaracakları milletvekilleri sayısında kısmi bir artışla bile mümkündü. Ancak bunun aksi olduğu görülüyor. Saravak seçmeninin tüm bu gündem süreçlerine ‘tepkisiz’ kaldığı şeklinde yorumlanabilecek siyasi eğilimi, temelde Saravak Eyaleti’nin ulusal siyasetle bağı veya bağlantısızlığını ortaya koyması bakımından da ele alınacak özellikler taşıyor.

Saravak Seçti UMNO Kazandı
Ancak seçim sonuçlarına bakıldığında, Saravak halkının kahir ekseriyetinin, yukarıda dile getirilen gelişmelere kayıtsızlığı ve de bu gelişmelerin Eyalet siyasetinde bir karşılığının olmadığını ortaya koydu. Elde edilen bu seçim zaferi, hiç kuşku yok ki, en başta Başbakan’ın rahat bir nefes almasını sağladı. Alınan seçim sonucu nihai olarak iktidardaki Ulusal Cephe, daha doğrusu UMNO’nın kazanç hanesine yazıldı. Bu zafer, hiç kuşku yok ki, Başbakan’ın parti ve iktidar koalisyonundaki yerini sağlamlaştırırken, iki yıl sonra yapılması beklenen 14. Genel seçimler için de önemli bir moral destek anlamı taşıyor. Saravak halkının genel seçimlerde bugüne kadar verdiği oylar gibi, bir sonraki genel seçimlerde de vereceği oylar, merkezi hükümet için var oluşsal bir önem taşıyor. 2000’li yılların başında muhalefetin başlattığı ‘reform hareketi’, özellikle 2008 ve 2013 yıllarında yapılan genel seçimlerde Malay Yarımadası’nda beş eyaletin yönetiminin kazanılması ve önemli oy artışına yol açmıştı. Öyle ki, 2013 seçimlerinde muhalefetin toplam oyunun yüzde 52’yi bulması 58 yıldır iktidardaki UMNO ve ulusal cephe’nin gidişinin yakın olduğunun işaretiydi. Bu süreçte, UMNO öncülüğündeki Ulusal Koalisyon’un seçimleri kazanmasında tek amil ise Saravak oldu. Bu nedenle hem iktidar hem de muhalefet için Saravak seçmeninin siyasi eğilimlerinde yaşanacak herhangi bir değişiklik ulusal siyaseti doğrudan etkileme gücüne sahip. Son seçimde bu etkinin halen UMNO lehine olduğu görülüyor.

Muhalefet İç Çatışmaların Gölgesinde Kaldı
Bu seçimde, muhalefet istediği oy artışını sağlayamadı. Muhalefet bloğundaki ‘Halkın Adaleti Partisi’ (PKR) sahip olduğu üç milletvekilliğini yeniden kazanırken, ‘Demokratik Eylem Partisi’nin (DAP) beş milletvekilliğini kaybedip sadece yedi milletvekilliği kazanması açıkçası bir siyasi erozyon. Bu durumda, muhalefet önceki seçimlerde olduğu gibi seçim komisyonuna yüklediği bazı usulsüzlükleri, merkezi hükümetin Eyalet’e yönelik 1.19 milyar dolarlık yatırım ilanının arkasındaki maddi ilişkiler, kampanya döneminin demokratik eğilimden uzak oluşu gibi faktörleri dile getiriyor. Önde gelen muhalefet liderlerinin Saravak Eyaleti’ne girmelerine izin verilmemesi ve muhalefetin kampanya araçlarından mahrumiyeti gibi özellikler dikkate alındığında bunda haklılık payı yok değil.

Ancak muhalefetin kendi içinde yaşadığı sorunlar da Saravak seçimlerinde arzu edilen oy patlaması yapamamasının nedenleri arasında bulunuyor. Özellikle geçen yıl Malezya İslam Partisi’nin (PAS), ‘Halk Cephesi’ (Pakatan Rakyat) koalisyonundan ayrılması; ardından PAS’ın içindeki ‘Erdoğancılar’ adı verilen grubun bir partiden ayrılıp, Emanet Partisi (Amanah) adıyla yeni bir siyasi parti çatısı altında siyasete devam etmeleri; DAP ve PKR arasında yeni bir muhalefet koalisyonu oluşturulsa da, iki siyasi parti liderleri arasında bitmek bilmeyen ve Saravak’da aday belirleme sürecine kadar tevarüs eden sürtüşme; bir süredir muhalefet kanadında işlerin iyi gitmediğinin göstergesiydi. Temelde muhalefeti birarada tutan yegâne unsur olarak dikkat çeken Enver İbrahim’in hapsedilmesinin de, muhalefet içerisindeki çatışmacı tablonun ortaya çıkmasına sebep olduğuna dikkat çekmek gerekir.

Etnik Gruplar Ulusal Siyasete Mesafeli
Saravak halkının ulusal siyasette yaşanan çalkantılardan niçin uzak kaldığı üzerinde kısaca durulmalıdır. Hiç kuşku yok ki, Saravak Eyaleti pek çok yönüyle merkezden, yani Malay Yarımadası’ndan farklılıklar taşıyor. Bu farklılığı kısaca açıklamak, Saravak siyasetinin Kuala Lumpur siyasetinden farklılaşmasını anlamayı da bir ölçüde kolaylaştıracaktır. 1963 yılında Malezya Federasyonu’na bağlanan ve o süreçte yapılan anlaşmalara göre, Saravak Eyaleti yönetim, göçmen ve hukuki alanda otonom özellik gösteriyor. Bu idari yapılanmanın siyasetteki karşılığıyla, Eyalet seçimlerinde daima olarak yerel partilerin öne çıkmasıdır. Eyalet’te yaşayan çok farklı etnik toplululara mensup kesimlerin Malay Yarımadası’yla siyasi ve kültürel ortak noktalarının azlığı da yerel partilere teveccühün süreklilik arz etmesine yol açıyor. Bunun dışında, örneğin geniş yüz ölçümüne rağmen, nüfus yoğunluğunun azlığı; sayısı kırka varan etnik yapılara ev sahipliği yapması, tarım ve ormancılık kaynaklarına dayalı ekonomisi gibi dikkat çeken bazı hususlar da var.  

Son seçimde de görüldüğü üzere, Eyalet’teki yerel siyasi partilerin ve de seçmenin Malay Yarımadası’ndaki merkez siyasete yaklaşımlarında ‘kayıtsızlık’ dikkat çekiyor. Eyaleti yöneten siyasi elit, UMNO liderliğindeki iktidar ile, PKR öncülüğündeki muhalefet koalisyonu arasında 2000’li yılların başından bu yana devam eden mücadelede yer almadığı gibi, bu konuda herhangi bir ilgi de sergilemiyor. Bu anlamda Saravak’ın ekonomik kalkınması siyasi elit için birincil öncelik oluyor. Tabii bu noktada sıra, Eyalet’te ekonomiyi ayakta tutan ve ortaya çıkan kalkınma hamlelerinden kimler faydalanıyor diye sormaya geldiğinde karşımıza gene bu siyasi elit ve uzantıları çıkıyor.

Saravak Kalkınmaya Aç
Öte yandan, UMNO öncülüğündeki merkez siyasi yapılaşmanın Saravak Eyaleti’yle bağı sorgulandığındaysa, karşımıza birincisi siyasi ikincisi ekonomik olmak üzere iki temel olgu çıkar. Bu eyaletin her seçimde büyük bir oy potansiyeli olması ve dolayısıyla Ulusal Cephe koalisyon hükümetleri için bir kurtarıcı rolü oynaması, merkez siyasi elit için bu Eyaletin ‘kontrol altında tutulmasını’ ve bu sürecin devamlılık arz etmesini gerektiriyor. Saravak’ın bu öneminin farkında olan Başbakan hükümet üyeleriyle birlikte, yaklaşık son bir aydır, Saravak’a kamp kurması da bunun somut göstergesiydi. İkincisi ise, Eyalet’te çıkartılan petrol başta olmak üzere orman ürünlerinden elde edilen gelir. Özellikle petrol gelirlerinden elde edilen gelir konusunda, Eyalet yönetiminin tatmin olmadığı ve bir süredir merkez ve eyalet yönetimleri arasındaki paylaşımdan daha fazla hak elde etme istiyor. Başbakan Necib bin Razak, seçimlerden sadece iki gün önce, Eyalet başkenti Kuching’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Saravak yönetiminin petrol gelirlerinden talep ettiği artışın küresel petrol fiyatlarına atıfta bulunarak mümkün olmadığını söyledi. Ancak bunun yerine, Saravak’ı maddi anlamda kalkındıracak milyar dolarlık yatırım desteğini eyalet halkına müjde olarak sundu.

Saravak’da, ulusal siyasete ilgi yerine, yerel sorunların ve bunlarla ilgili çözümlerin öne çıktığı bir seçim yaşandı. Elde edilen sonuç, Eyalet’te iktidar aygıtını elinde tutan yerel siyasi partiler ve elitlerin varlığını pekiştirirken, federal hükümet için de yakın geleceğe umutla bakmasını sağlayan bir sonuç çıkardı.


Senin, 25 April 2016

Saravak Seçimleri ve Başbakan’ın Kaderi / Elections in Sarawak State and the Fate of the PM

Cihan Kurtaran                                                                                                         25 Nisan 2016

Maleyza’nın Borneo Adası’ndaki iki eyaletinden biri olan Saravak’da 11. Eyalet Başkanlığı ve meclis seçimlerine az bir süre kaldı. 7 Mayıs’da gerçekleştirilecek seçimler, sadece Saravak Eyaleti’nde yeni bir yönetimin belirlenmesi anlamı taşımıyor. Malezya Federasyonu’na dahil olduğu 1963 yılından bu yana, iktidardaki Ulusal Cephe (BN) koalisyonunun ‘oy deposu’ olmasıyla da Saravak bu seçimlerde de siyasi gözlemcileri için cazibe merkezi.  Saravak seçimlerinin Federal hükümet ve genel ülke siyaseti üzerindeki etkisi üzerinde durmadan önce, Eyalet siyasetinde hangi partilerin gündemde olduğuna bakalım.

Kelabit, Kenyah, Kayan, Penan ve Iban gibi görece küçük azınlıklardan müteşekkil çoğul etnik yapının belirgin olduğu Saravak’da bu bölünmüşlük siyasal yaşama da yansıyor. Bugüne kadar Eyalet siyasetinde hak ettiği yeri bulamayan etnik yapılar kadar, merkezi yönetimle yani UMNO ile ‘güçlü’ bağlar teşkil etmiş siyasi oluşumlarsa, her daim en önde yer alıyor. Eyalet’te öne çıkan siyasi partiler arasında Geleneksel Birleşik Bumiputra Partisi (PBB), Saravak Birleşik Halklar Partisi (SUPP), Saravak Halk Partisi (PRS) ve Devlet Reform Partisi (STAR) bulunuyor. Bunlar arasında özellikle PBB, UMNO ile kurduğu ittifak sayesinde eyaleti on yıllardır yönetmede öncü bir siyasi güç. Öyle ki, 2011 yılında görevi bırakan PBB lideri Abdül Tahib Mahmud, Malezya’da en uzun süre eyalet başbakanlığı yapan lider unvanına sahip. Taib Mahmud’un başbakanlıktan çekilmesi onun siyasi emekliliği anlamına gelmiyor. Aksine, eyalette sahip olduğu gücü sayesinde, diğer ‘klasik’ eyaletlerdeki sultanlara eş bir yöneticis konumuna atanarak üst düzeyde siyasi elit rolünü oynamaya devam ediyor.

7 Mayıs seçimleri öncesinde bugün yani Pazartesi bütün partiler adaylarını seçim komisyonuna bildirecek. Partiler, daha doğrusu koalisyon blokları seçimlerde 82 sandalye için mücadele edecek. 71 sandalye için yapılan 2011’deki seçimlerde muhalefet partileri (DAP ve PKR) toplam on beş sandayle kazanabilmişti. Bu arada, 11 yeni seçim bölgesinin de eklendiğini belirtelim.
2011 yılında alınan bu sonuçdan hareketle bu sefer eyalet siyasetinde niçin ve ne gibi bir değişiklik söz konusu olabilir üzerinde durmakta fayda var. Eyaletteki seçimler, son dönemde Federal hükümet Başbakanı Necib bin Razak’ın adının tam da odağında yer aldığı yolsuzluk iddialarınının ağırlığı altında geçecek. Bir yılı aşkın bir süredir ‘1 Malezya Kalkınma Fonu’ (1MDB) etrafında yükselen yolsuzluk söylemleri üzerine eski Başbakanlardan Dr. Mahathir Muhammed, Çin azınlık partisi Demokratik Eylem Partisi (DAP), 2007 yılında kurulan ‘Şeffaf Seçimler’ (Bersih) hareketi liderlerinden ve eski baro başkanı Ambiga Sreenevasan gibi farklı kanattan birey ve siyasi oluşumların bir araya gelmesi başta başbakan ve hükümet üzerinde kayda değer bir siyasi basınç oluşturmuş durumda.

Bu anlamda, Federal meclis ve de hükümet teşkilinde on yıllarca UMNO iktidarları için Saravak’ın ‘oy deposu hükmünün’ devam edip etmeyeceği de sınanacak. Yukarıda dile getirdiğim üzere, çok etnikli toplum yapısı, kitle iletişim araçlarının görece zayıflığı, eyalet yönetiminin ‘merkezden’ gelecek muhalif liderlerinden bazılarının girişine izin vermemesi, lider kültür ya da feodal çıkar ilişkileri temelli hususlar Saravak halkının ‘demokratik’ sistem ve işleyişteki rolünü kısıtlayıcı unsurlar olarak öne çıkıyor. Bu ‘manipülasyonun’ başında da, Malezya’nın diğer bölgeleriyle kıyaslanamacak geri kalmışlığına vurgu yapılarak Sarava halkının ‘mevcut liderler eliyle’ kalkınmadan başka çıkar yol olmadığı söylemi yer alıyor. Öte yandan, tüm parçalı yapısına rağmen, muhalefet bloğu için de Saravak seçimleri bir eşik anlamı taşıyor. Örneğin, muhalefet bloğunun iki güçlü siyasi hareketi Demokratik Eylem Partisi (DAP) ve Halkın Adaleti Partisi (PKR) arasında adaylar konusunda yaşanan sorunun aşılıp aşılmaması muhalefetin yakın gelecek vizyonunu da belirleyecektir.

Saravak üzerinden gerçekleşen bu iç politik saflaşmanın yanı sıra, Saravak’ı ulusal siyaset gündeminin dışına çıkaran husus ise, ‘Sarawak Report’ adlı araştırma sitesi. Sitenin editörü, İngiliz İşçi Partisi ve başbakan Gordon Brown’ın kardeşiyle evli Clare Rewcastle Brown’ın -şu anki verilere göre bir komplo teorisine konu olmayacak şekilde bir tür ‘hümanistik’ yaklaşımla, ‘doğduğu ve ilk çocukluk yıllarını geçirdiği topraklardaki’ yerli toplumların doğal haklarının korunması konusundaki ‘duyarlılığın’ bir ürünü olarak gündeme taşıdığı yolsuzluk olayları. Clare’ın duyarlılılığı yağmur ormanları başta olmak üzere çeşitli doğal kaynaklara sahip eyaletin bu zenginliğinin Eyalet’teki yerli kitlelerden esirgenmesi ve gün be gün bu kitlelerin topraklarını yitirmesi olduğu belirtiliyor. Clare’ın, özellikle yukarıda atıfta bulunulan Eyalet eski başbakanı Taib Mahmud’un yağmur ormanlarını katletmesi ve yerlilerin arazilerine el konulması vb. icraatları üzerine yaptığı yayınlar ve bu çerçevede ilişkilerini araştırma süreci yolunu 1MDB bağlantısına kadar götürdü.

Clare’ın hem Malezya’da hem de uluslararası medyada tanınır kılan ise, 1MDB konusundaki iddiaları, Başbakan’ın kişisel banka hesabına aktarılan paralar vb. gibi hususları 2015 yılı Mart ayında yayınlaması ve akabinde Dr. Mahathir Muhammed ile Kuala Lumpur’da bizzat görüşmesi oldu. Tabii, bir daha da ülkeye girişine izin verilmeyen ve sitesine erişimin kesildiği Clare, Saravak yerli halklarının hakları için başlattığı mücadelede sadece Saravaklı elit siyasetçi/leri/nin değil, ülkenin Başbakan’ının da içinde yer aldığı bir komplike ilişkiler silsilesini uluslararası basına aktardı. Clare’ın, Malezla muhalefetinden bazı isimlerle çalışarak ortaya koyduğu ‘veriler’, Avustralya’dan ABD’ye kadar değişik ülke basınında yer alırken, beş ülkede de para aklama işlerinden ötürü soruşturmalar başlatıldı. Her ne kadar, ulusal düzeyde faaliyet gösteren kurumlar, Başbakan’ın tüm bu gelişmelerde ‘dahli olmadığını’ söylese ve kanıtlasa da konu tartışılmaya devam ediyor.

İşte bu husus, 7 Mayıs Saravak seçimlerini çok daha anlamlı kılıyor. Çünkü, konuyla ilgili görüşüne başvurduğum -bir süre önce kapatılan- Malaysia Insider’ın editörü Jahabar Sadiq, Clare’ın 2011 seçimleri öncesi yaptığı yayınlar sayesinde Taib Mahmud’un eyalet başbakanlığı görevinden ayrılmak zorunda kaldığını söylemişti. 7 Mayıs seçimlerinde de sadece Clarke faktörü belirleyici olmayacak. Aksine farklı çevrelerin şu veya bu yöndeki işbirlikleriyle Eyalet’te iktidardaki Ulusal Cephe koalisyonuna olan halk desteğinin mümkün olduğunca düşürülmesi hedefleniyor. Bu da Başbakan Necib bin Razak’ı daha da köşeye sıkıştırma anlamı taşıyor.

Seçim günü oyların belli ölçüde muhalefet adaylarına gitmesi Saravak Seçimlerini, birkaç yıl içerisinde yapılacak 14. Genel Seçimler için bir barometre olarak sunulmasına yol açacaktır. Saravak gibi lider ve parti yapısı UMNO’dan farklılık arz eden; katı feodal ilişkileriyle ve zengin doğal kaynaklar üzerinde gücünü tesis etmiş azınlık elitin varlığı karşısında Eyalet halkı bugüne kadar ‘demokratik’ seçimlerde benzer eğilim sergileyerek siyasi gücü aile ve ciddi ekonomik çıkarlarla birbirine eklemlenmiş eyalet elitlerine verdi. Bir yandan eyalet siyasetinde statükocu yapıyı oluşturan ve aynı zamanda eyaletin doğal zenginliklerini elinde tutan elite ve bu elitin on yıllarca merkezdeki UMNO ile iyi ilişkilerine rağmen eyalet halkının geniş kesimlerine ulaştırılması arzu edilen kalkınmacı politikaların bugüne kadar gerçekleştirilememiş olması bir çelişki arz ediyor.

İşte bu nedenle yukarıda dile getirilen son dönemdeki yolsuzluk söylemlerinin şu veya bu şekilde 6 Mayıs seçimlerinde tepkiye dönüşebilme ihtimali yok değil. Bunu göz önüne alan Eyalet Başbakanı Adenan Satem, “Ulusal Cephe koalisyonunca belirlenmiş milletvekilleri adaylarını beğenmeyebilirsiniz. Ancak bu milletvekillerine vereceğiniz oylar, bana verilmiş anlamı taşıyor” minvalindeki bir söylemle, Eyalet halkının demokratik tercihlerini belirlemede farklı kriterleri gündeme taşıyor. 2011 seçimlerinde ‘reform’ söylemiyle meydanlara inen Adenan’ın bu açıklaması açıkçası aradan geçen süreçte bir reforma referans yapmadığı gibi, bundan sonra da böylesi bir açılıma işaret etmiyor. 

Tam da burada, UMNO içerisinde kaynayan kazanın seçimlerde ne türden değişiklikler getirebileceği üzerinde durulabilir. Bu bağlamda, daha önce Dr. Mahathir’den duyduğumuz ve ardından da yaklaşık altı ay önce Başbakan yardımcılığı ve Milli Eğitim Bakanlığı görevine son verilen Muhyiddin Yasin’in iddia ettiği üzere Necib bin Razak’ın liderliğinde girilecek 14. Genel Seçimler UMNO için bir hezimet olacak açıklaması yabana atılır gibi değil. Dr. Mahathir gibi uzun yıllar aktif başbakan olarak ülkeyi yönetmiş bir kişi değil, ‘siyasi emekliliği’ sonrasında da siyaset yaşamında var olmayı sürdürmüş bir ‘kurt politikacı’ ile UMNO’da parti başkan yardımcılığı ve başbakan yardımcılığı ile bu siyasi yapının tüm organlarına vakıf Muhyiddin Yasin’in bu söylemi, Başbakan’a yönelik bir saldırıdan neşet etmiyor. Aksine son dönemde sergiledikleri en ağır eleştirilere rağmen, halen UMNO’nun ülke için vazgeçilmezliğine dikkat çeken bu siyasiler 58 yıldır iktidardaki partinin neler kaybedebileceğine işaret ediyorlar.


İstanbul’da Malay-Osmanlı Araştırmaları Merkezi / Center for Malay-Ottoman Research Institute

Adil Yurtkuran                                                                                                    20 Nisan 2016          

Nisan ayının ikinci haftasında Türk-Malay ilişkilerine dair kayda değer bir gelişme yaşandı. 11 ve 12 Nisan günlerinde Fatih Sultan Mehmed Vakıf Üniversitesi’nde (FSMVÜ) “Osmanlı ve Malay Dünyası Çalışmaları Araştırmaları ve Uygulama Merkezi”nin açılış ve sempozyumu gerçekleştirildi. Hatırlanacağı üzere, geçen Kasım ayının başlarında, söz konusu bu kurumsallaşmanın ilk ayağı olarak Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’ndeki açılış gerçekleştirilmişti. İstanbul’daki bu program ile böylece, bir süredir gündemde olan kurumsallaşmanın ikinci ayağı da tamamlanmış oldu.

11 Nisan’da, daha çok merkezin kuruluşuyla ilgili ‘protokole’ matuf etkinlik gündemdeydi. İkinci gün, yani 12 Nisan’da ise, bir sempozyum gerçekleştirildi. Türkiye’den ve Malezya’dan akademisyenlerin katılımına konu olan sempozyumda, yeni kurulan enstitülerin yapılaşması ve plânlamasına dair konular gündeme taşınırken, tarih boyunca iki ‘dünya’ arasındaki ilişkilerin bazı yönlerine dikkat çeken sunumlar da paylaşıldı. Sempozyuma ‘Malay’ dünyasından davetliler arasında Malezya’da kurulmuş olan enstitü yetkililerinin yanı sıra, Patani (Tayland), Semarang (Endonezya)’dan ve İngiltere’den birer akademisyen bulunuyordu.
Sayın Rektör Prof. Dr. Musa Duman Bey’in de bir konuşması sırasında dile getirdiği üzere, aynı hafta içerisinde İstanbul’da İİT zirvesinin olması, enstitünün kuruluşunun geniş kamuoyuyla paylaşılmasına kısmen mani olduğu söylenebilir. Basın yayın organlarında kısa bir araştırma yapıldığında, bazı yayın organlarınca bu önemli açılışa yer verildiği görülür. Ancak bu kurumsallaşmanın ‘geniş kamuoyu’ bağlamında popüler bir yanı olsa da, asl olanın Türkiye’deki ilgili fakülte ve bölümlerle, araştırma kurumları nezdinde tanınırlılığının ortaya konmasıdır. Bunun da gerçekleştirilebilmesi için kayda değer bir zamana ihtiyaç duyduğu malumdur.
İki ülkedeki iki yüksek öğretim kurumu çatışı altında kurulan enstitüler vasıtasıyla, ‘geniş’ Malay Dünyası ve Osmanlı ilişkilerinin dünü kadar modern dönemdeki ilişkileri de araştırma ve incelemelere konu edilecek. Nihayetinde Türkiye’de geçmiş on yıllar içerisinde Malay dünyasına dair çalışmalar nazar-ı dikkate alındığında, işe sıfırdan başlandığı söylenemese de, ortada kurumsallık noktasında büyük bir eksiklik olduğuna kuşku yok. Bu anlamda, geniş kitleleri iki ‘kültür coğrafyası’ hakkında bilgilendirmekle, akademik boyutta ilişkileri zenginleştirmek arasında fark var. İşe sıfırdan başlanmadığına atıfta bulunurken, bununla temelde küçük bir araştırma alanına da dikkat çekmek istiyorum. En azından 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana, öncelikle Türkiye’de bu alana dair kimlerin kalem oynattığının ortaya konması kadar, söz konusu enstitünün ilgi alanına girdiği görülen sosyo-kültürel ve ekonomik ilişkiler açısından da, örneğin Büyükelçiliklerin ilgili ‘müşavirlikleri’ vasıtasıyla nelerin ortaya konduğu, gündeme taşındığı da akademik incelemeyi hak edecek boyuttadır.

Tabii bu araştırmaların sonunda ortaya ‘parlak’ sonuçlar çıkmayabilir. Ancak elde edilecek veriler bize nelerin, hangi boyutta yapılıp yapıl/a/madığını göstermesi bakımından da gelecek plânlamalarında işe yarar malzeme sunacaktır. Örneğin, Kültür ve Turizm Müşavirlikleri, Askeri Ateşeler gibi kurumsal yapılar bağlamında da, Malay dünyasına erişimde nelerin ortaya konulduğu açıkça akademik sorgulanmanın içerisine girmektedir. Tarihin değişik evrelerinde var olduğu ileri sürülen kimi etkileşimlerin sosyo-kültürel ve dini vechesi kadar, meşhur Osmanlı yardımlarının varlığı da üniversal anlamda askeri ateşelerin de içinde yer alacağı bir alana kapı aralamaktadır. Konuyu biraz daha aşikâr kılma adına şu örneği verebilirim. Başta Sumatra Adası’nın kuzeyinde Açe bölgesi olmak üzere Malay dünyasında var olduğu bilinen ve kimi çalışmalarda ‘Osmanlı gönderisi’ ve/ya Osmanlı topçu uzmanlarının katkılarıyla üretimi gerçekleştirildiği ileri sürülen savaş toplarının neye tekabül ettiğini, herhalde maden arkeolojisi ve top yapımı uzmanlığına hakim olduğu varsayılan askeriyeden öğrenmek en kestirme ve anlamlı bir yol olsa gerek. “Peki bu ve benzeri alanda çalışmalar yapıldı mı?” sorusunu, bunun bir akademik çalışmanın konusu olduğunu söyleyerek geçiştirmek istiyorum.

Osmanlı/Türk ve Malay dünyası ilişkilerini gündeme taşırken, bu iki coğrafyayı birleştiren geniş bir su yolu, yani Hint Okyanusu’nun varlığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu geniş su yolu ve onu çevreleyen kara parçalarının ilgi alanına taşınması, Osmanlı-Malay dünyası arasındaki ilişkileri bütüncül bir yapıya kavuşturulması bağlamında tamamlayıcı olacaktır. Kuşkusuz ki, bu çalışma alanının çok daha genişletilmesi çeşitli zorlukları da beraberinde getirecektir. Ancak araştırma dünyasında zaten hiçbir şeyin kolay olmadığı hatırlandığında, biri Batıda diğeri Güneydoğu’da iki farklı kültür evrenini bir bağlama oturtmanın zorluğu da malum.

Ülkemizde Malay dünyası konusunda kapsamlı çalışmalar olmadığını bir süredir yüksek sesle dile getiriyoruz. Birkaç istisna hariç olmak üzere, bugüne kadar olanların da bazı atıflar çerçevesinde ortaya konulduğu görülür. Hususi çalışmaların ötesinde genel veya ansiklopedik çalışmalar içerisinde dahi ‘geniş’ Malay dünyasına vukufiyetin sığı olduğunu söylersek abartmış olmayız. Örneğin, İslam dünyasının genelini konu alan kültürel, tarihi veya sanat konulu eserlerde Malay dünyasına dair bilgilere ulaşmak mümkün değil. Bu konuda bir kaç örnek vermek gerekirse, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı(1998) başlıklı eserde Malay dünyasını bulmak mümkün değil. Batılı araştırmacılarca kaleme alınan, örneğin İslam Tarihi konulu bazı eserlerde de bu anlamda eksiklik görülmektedir. Örneğin, K. Hitti’nin kaleme aldığı ve Türkçeye de çevrilen Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi (2011) adlı eserin 52 bölümü arasında Malay Müslümanları dini/kültür tarihina ait bilgiye ulaşmak mümkün değildir.

Malay dünyasındaki kaynaklara ulaşmada birinci dil özelliği taşıyan Malayca/Endonezyacaya erişim eksikliğine rağmen, bu dünyaya özgü neredeyse tüm verilerin İngilizce, Felemenkçe, Almanca, Fransızca dillerinde olduğunu gördüğümüzde, Türkiye’deki araştırmacı ve akademisyenlerin en azından Avrupa dilleri vasıtasıyla İslam dünyasının bu bölgesiyle ilgili verilere ulaşmaları mümkün. Bu nedenle dil engelinin temel bir neden olarak gündeme getirilemeyeceği kanaatindeyim. Bu olsa olsa, adına İslam dünyası/coğrafyası denilen bütünün algılanış tarzıyla alâkalı bir durum.

İslam dünyasında ilim çevrelerine ‘hakim’ odakların bir tür ayrıştırıcı bir yaklaşımla merkez odaklı, yani Ortadoğu eksenli yönelimlerinin halen hakim olduğuna tanık olunuyor. Ancak Ortadoğu merkezli bu yapılaşmanın tekrara yönelik ve daraltıcı bir vechesi olduğu da unutulmamalıdır. İslamiyeti bir bütün olarak algılarken, bu dini-kültürel tecrübenin farklı coğrafyalardaki karşılığının bir zenginliğe işaret etmesi dolayısıyla gündeme taşınabileceğini görmek gerekir. Bu nedenle FSMVÜ bünyesinde hayata geçirilen merkezin önümüzdeki dönemde önemli rol icra edeceğini umuyorum. Bu vesileyle enstitünün başkanlığını yürüten Doç. Dr. Serdar Demirel Hocamıza ve ekibine de başarılar diliyorum.


Selasa, 08 Maret 2016

Malezya’da Yükselen Çağrı / Rising Call in Malaysia

Cihan Kurtaran                                                                                          7 Mart 2016

Malezya’da bir yılı aşkın bir süredir gündemden düşmek bir yana, giderek gündemin tek maddesi haline gelen ‘fon’ ve ‘siyasi bağış’ sadece ulusal gündemi artarak meşgul etmiyor, uluslararası çevrelerin de dahliyle kar topu misali etkili oluyor. Fondan, “1 Malezya Kalkınma Fonu” (1MDB); siyasi bağıştan ise, bir Ortadoğu ülkesinden Malezya’ya yapılan bağış kastediliyor.

Bu gelişmenin gelip dayandığı nokta, muhalefetin tüm önde gelen temsilcilerinin bugün Kuala Lumpur’da bir basın toplantısında bir araya gelerek, içinde Başbakan Necib bin Razak’ın istifaya da davet edildiği 37 maddelik bir deklarasyonun açıklanması oldu. Deklarasyonu basına ve de kamuoyuna, ülkenin dördüncü başbakanı, doksan yaşına basmış, ancak siyasi enerjisinden pek bir şey kaybetmemiş olan Dr. Mahathir Muhammed açıkladı ve ilk imzayı attı. Bu deklarasyon hiç kuşku yok ki, Malezya Federasyonu’nun modern siyasi tarihine geçecek bir önem olduğuna kuşku yok. Bugüne kadar, ..

Dr. Mahathir’le yan yana oturan ve aralarında siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları başkanları ve temsilcileri, Birleşik Ulusal Malay Organizasyonu (UMNO)’dan dışlanan bakanlar ve partililerin de olduğu birbirinden farklı renkteki muhalefet kanadını birlikte hareket etmeye sevk eden gelişme, sadece Başbakan’ın da aralarında bulunduğu kişi ve çevrelerin birtakım maddi çıkar ilişkilerine yönelik toplumsal şikayetle ilintili değil. Bundan da öte, muhalefet tarafından ülkenin yönetim tarzı ve geleceğini etkileyebilecek denli önemli addedilen Başbakan ve hükümete yönelik güven kaybı olduğu görülüyor. Deklarasyona imza atan ve basın toplantısında biraraya gelen siyasetçilere ve sivil toplum liderlerine bakıldığında, olağan zamanlarda pek de barışık olmayan simalar olduğu görülür. Ülkede önemli toplumsal gösterilere öncülük eden Bersih (Temiz Toplum) hareketinin kurucularından ve bir dönem Kuala Lumpur Barosu Başkanlığı da yapmış olan Ambiga Sreenevasan; eski Adalet Bakanlarından Zaid İbrahim; UMNO içerisindeki tepkilerinden ötürü partiden dışlanan uzunca bir süre partinin genel başkan yardımcılığı görevi, Başbakan yardımcılığı ve Milli Eğitim Bakanlığı yapan Muhyiddin Yasin; Kedah Eyaleti Başbakanlığı görevinden istifa eden veya daha doğrusu ettirilen Mukhriz Mahathir; Enver İbrahim’e en yakın isimlerden Halkın Adaleti Partisi’nden ve Selangor Eyaleti Başbakanı Azmin Ali; ülkedeki Çin siyasal hareketinin önemli adı olan Demokratik Eylem Partisi (DAP) Genel Başkanı Lim Kit Siang; Malezya İslam Partisi’nden görüş ayrılıkları nedeniyle ayrılarak ‘Amanah’ partisini kuran milletvekillerinden ve bu partinin genel başkanlığını üstlenen Muhammed Sabu da katıldı. Bu isimler ve temsil ettikleri toplumsal kesimlerin endişesi o denli büyük olmalı ki, biraraya gelerek ortak bir deklarasyonla Malezya toplumunun karşısına çıkarak bu harakete destek isteyebiliyorlar. Çünkü geçen kısa süre zarfında ‘aynı hedefe’ yönelik eleştirilerle gündeme gelen tüm bu isimler ve toplum kesimleri bir ara Dr. Mahathir’e yönelik olarak ‘Bu senin eserin’ deme cesaretini göstermişti. Dr. Mahathir de aslında bir tür kabullenişle uzun başbakanlık dönemini sona erdirdiği 2003 yılından bu yana ülkeyi ‘emanet ettiği’ kişilerin ehil olmadığına varacak söylemle bir anlamda ülkenin kısa tarihine dipnot düşüyordu. Bu bağlamda, ülkenin iyi yönetilmediğinden hareketle Başbakan’ı hedef alan söylemi nedeniyle polis tarafından sorgulanacak kadar bir ‘tehdit’ unsuru olraak görülen Dr. Mahathir, “Gerekirse Enver İbrahim’le aynı koğuşumu paylaşırım” demesi, acaba geçmişte  Enver İbrahim’le ilgili bir yerlerde hata yapıp yapmadığını da sorguladığı izlenimi veriyor.

Bugüne kadar önce birkaç milletvekilinin eleştirileriyle başlayan 1MDB sorgulaması, Parlamento Kamu Harcamaları Komisyonu, Yolsuzlukla Mücadele Kurumu, Başsavcılık gibi karar merciinde olan en önemli kurumlarınca soruşturmaların açılmasına konu oldu. Bu süreç aynı zamanda bu kurumlarda bir takım ‘görev değişikliklerini de’ getirmesiyle, toplumda yasa devletine ve hukuka duyulan güveni zedeledi.

Çok etnikli ve dinli bir toplumsal yapının hakim olduğu ve ulus devlet yapılaşmasının sorunlu olduğu Malezya’da kitleleri birbirine kenetleyecek yegâne bağın ekonomik gelişmişlik olduğu neredeyse ortak bir algı olarak gündeme taşınıyor. Son bir buçuk yıldır giderek artarak pek çok siyasi ve toplumal çevrenin gündeme taşıdığı yolsuzluk söylemleri kadar, bunun da tetiklemesinden hareketle ekonomik gelişmeye vurulan darbe kitleleri gelecek kaygısına itiyor. Bu kaygı, aslında ülkenin kısa tarihine bakıldığında salt bir ekonomik kaygı olmakla da kalmıyor. Bu durumun, ırklar arası ekonomik farklılaşmadan etnik ve dini farklılaşmalara ve toplumsal çatışmaya doğru bir etkileşim göstermesinden endişe ediliyor.

Bir de işin öte vechesinden bakalım. Bu noktada, “Acaba Başbakan Necib bin Razak nerede hata yaptı mı yaptıysa nerede?” sorusunu sormalıyız. Çünkü ortada olup bitenler sadece kalkınma fonu veya kişisel banka hesabına yatan meblağlarla sınırlandırılırsa sorun pek de anlaşılmaz. Bu bağlamda, 2009 yılı Nisan ayında başbakanlık koltuğuna oturan Necib bin Razak’ın 2013 yılına kadarki siyasi söylemi ile bundan sonraki arasındaki farka kısaca değinmek gerekir. Reform söylemiyle iş başına gelen Necib bin Razak, -çeşitli muhalefet çevreleriyle yaptığımız söyleşilerde de gündeme getirildiği üzere- aslında Malezya kamuoyunu şaşırtmıştı. Bu şaşkınlık sadece 1999 yılından itibaren ‘reform çağrısıyla’ birlik olma yolunda önemli adımlar atan muhalefet çevrelerinde değil, kırsal eğilimlerin beslediği ve değişimden ziyade statükoya odaklı UMNO saflarında da şaşkınlığa neden olmuştu.

Reform sözcüğünün büyülü bir siyasi terminoloji olması kadar, hakikaten Malezya siyaseti ve toplumu için acil bir ihtiyaç olduğunu Necib bin Razak’ın fark ettiğini düşünmek mümkün. Endonezya, Filipinler hatta ASEAN’ın Hint-Çin’indeki kimi ülkelerin de bile gündeme gelmekle kalmayan şu veya bu ölçüde pratiğe döküldüğüne tanık olunan değişim bir türlü Malezya topraklarında ortaya çık/a/madı. Bu söylemle birlikte sömürge döneminden kalan ve zaman zaman gündeme getirdiğimiz ‘İsyana Teşvik Yasası’ gibi yasaların kaldırılması, toplumsal barış adına azınlıklara yönelik bazı yardımların gündeme gelmesi gibi özellikleri saymak mümkün. Ancak 5 Mayıs 2013 genel seçimlerinde UMNO ve de Başbakan arzu ettiği sonucu alamaması yukarıdaki söylemin de değişmesine neden oldu. Tabii bu gelişmeyi sadece seçim sonucuna bağlamak yerine, UMNO içerisinde sadece Başbakanla sınırlı kalmış bir reform söyleminin ayaklarının yere basmadı. Hangi siyasi kadrolarla ve entellektüel donanımla bu işi yapacağı şüpheli olan UMNO nihayetinde içinden çıkardığı statüko arzusundaki yerel ve ulusal liderlere teslim oldu yeniden. 2013 Mayıs’ından itibaren ‘eski düzene’ yönelen Başbakan’ın adının 2015 yılıyla birlikte 1 Malezya Kalkınma Fonu’nun kötü yönetimi ve bu fondan kendi şahsi hesaplarına paraların aktarıldığı iddiasıyla anılması bugünkü ‘geniş muhalefet bloğunun’ oluşmasına neden oldu.

Dr. Mahathir Muhammed’in basın toplantısında Malezya toplumunun bu hareket içerisinde yer alması ve destek vermesi çağrısının temel hedef kitlesi kuşkusuz ki UMNO. Malezya’da bugün sorulan soru, 2009 yılında Ahmed Badawi’nin yerine Necib bin Razak’ın geçmesinde rolü olan Dr. Mahathir’in, yanında muhalefetin tüm renklerini almış olarak bugünkü Başbakan’ın görevinden uzaklaştırılmasında ne kadar etkin olacak.

http://www.dunyabulteni.net/haber-analiz/357405/malezyada-yukselen-cagri

Rabu, 24 Februari 2016

Malezya’da “Sultanlıklar” Neye Tekabül Eder? / The Meaning of ‘Sultanates’ in Malaysia? http://www.dunyabizim.com/Manset/23196/malezyada-sultanliklar-neye-tekabul-eder.html

Adil Yurtkuran                                                                                                                            24 Şubat 2016

Günümüzde Malay dünyasının bir bölümünü oluşturan “Malezya Federasyonu” adıyla anılan ülkede on üç eyaletten dokuzunda ‘sultanlar’ varlığını sürdürüyor. Malay Yarımadası’ndaki bu sultanlıklar güneyde Singapur Adası’na komşu Cohor ile Malaka Boğazı’nın kuzey sahili boyunca uzanan Negeri Sembilan, Selangor, Perak, Kedah ve Perlis; Doğu Çin Denizi’ne bakan doğu tarafında ise Pahang, Terengganu ve Kelantan’dan oluşur.

Bu sultanlıkların, bölge tarihinde kayda değer bir yeri olan Malaka Sultanlığı’nın varisleri olduğu söylenegelir. Portekizlilerin, Hindistan üzerinden Doğu Adaları’na açılma sürecinde 1511 yılında Malaka şehir devletini ele geçirmelerinin ardından, önce Cohor adıyla kurulan siyasi yapı, zamanla bölge Müslümanlarının çeşitli alt etnik oluşumlar bağlamında zamanla sayısı dokuzu bulan sultanlıklar şeklinde organize olmalarına neden oldu.

Bu dokuz sultanlığın varlığının neye tekabül ettiğine dair kapsamlı bir bilgi sahibi olmak bir yana, bizdeki varlıklarının ‘uzaktan bir seda mahiyetinde’ dahi olduğu şüphelidir dersek yanılmış olmayız. Öyle ki, bu ‘Sultanlıkların’ 16. yüzyıl başlarından 20. yüzyıl ortalarına kadar gündemde olan uzun sömürgecilik döneminde farklı ‘sömürgeci güçlerle’ ne türden ilişkiler geliştirdiklerine ve nasıl olup da uzun sömürgecilik süreci sonrasında ‘yeniden’ modern dünya içerisinde rol alabildiklerine dair bilgimiz de yok denecek kadar sınırlıdır. Bu dokuz sultanlıktan adı sıkça duyulan da Cohor’dur ve bu Sultanlık bağlamında ortalıkta dolaşan hususlar da, bazı çevrelerce kolaylıkla manipülasyona indirgendiğinden, ‘Cohor ve çevresinde’ olup biten önemli gelişmeleri anlama çabasına girişildiğini söylemek de güçtür. Bu bağlamda dikkat çekilmesi gereken, “Peki bu sultanlıkların siyasi varlıkları neye tekabül ediyordu, farklı sömürgeci güçlerle ne türden ilişkiler geliştirmişlerdi, bağımsızlık öncesinde verilen mücadelelerde nerede konuşlanıyorlardı ve bağımsızlık sonrasında da modern ‘ulus devlet’ içerisinde ne şekilde yer aldılar ve almaya devam ediyorlar?” sorularıdır.

İşte bu çerçevede, kısa bir süre önce yayınlanan bir esere dikkat çekmek istiyorum. Donna J. Amoroso’nun, başlığını “Gelenekselcilik ve Sömürge Malayasında Malay Yönetici Sınıfının Ortaya Çıkışı” şeklinde çevirebileceğimiz eseri, ABD’de, Güneydoğu Asya çalışmalarının öncü akademi merkezlerinden Cornell Üniversitesi’nde 90’ların ortalarında tamamlanmış doktora tezinin gözden geçirilmiş baskısından bahsediyorum. Yukarıda dile getirdiğim hususlara ve sorulara, arşiv belgeleri başta olmak üzere birinci el kaynaklara dayanarak açıklık getirmeye çalışıyor.

‘Amoroso’ ismi Malay sömürgecilik tarihi konusunda çalışanların pek de duydukları bir isim değil. Ancak ‘merhumenin’ doktora çalışmasının yayınlanmasıyla, bu alanda önemli bir boşluğu doldurduğuna ve isminin literatürde şu veya bu şekilde yer alacağına kuşku yok. Amoroso’nun bu eser yayınlanana kadar ilgili akademi çevrelerinde yer almamasının önemli bir nedeni, mesaisini araştırma ve yayıncılık konusundaki eğitimlere ayırmış olması.

2014 yılında basımı gerçekleştirilen Donna’nın bu çalışması, Singapur Ulusal Üniversitesi ve Malezya Stratejik Enformasyon ve Araştırma Geliştirme Merkezi’nin ortak yayını. Toplam yedi bölüm ve 276 sayfadan oluşan bu çalışma siyaset bilimi, antropoloji, din sosyolojisi, tarih, sömürge sosyolojisi, siyaset sosyolojisi, uluslararası ilişkiler gibi sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında Malay dünyası okumalarında yer alacak mahiyette.

Eserin başlığında geleneksel Malay yönetiminin ‘ortaya çıkışı’ denilmekle birlikte, tarihin bir döneminde kalan bir siyasi ilişkinin ötesinde, bugüne kadar uzanan bir yapılaşma gündeme taşınıyor. Bu bağlamda, yazarın temel araştırma sorununun, bugünkü Malezya Federasyonu’ndaki dokuz sultanlığın siyasi ve toplumsal karşılığını anlama çabasıyla hareket ettiği görülüyor. Bu araştırma, sadece adına ‘Malezya Federasyonu’ denilen ülkenin tanınırlılığıyla sınırlı değil. Aksine, erken dönem Malay sultanlıkları idaresi, siyasi elit ile halk kesimleri arasındaki ilişki kadar, İslam dünyasında sömürgecilik ve ‘Müslüman yönetimler’ arasındaki bağın anlamlandırılmasına katkı yapması bakımından da dikkat çekicidir. Tam da burada, İslam dünyası/tarihi/medeniyeti gibi kavramlar gündeme taşındığında İslamlaşma süreçlerini değişik bölgelerinde erken dönemlerden itibaren tanıklık ve tecrübe etmiş olan Malay dünyasının ‘es geçildiğini’ bir kez daha hatırlatmakta fayda var.

Eserin başlığıyla ilgili bir hususa değinmek istiyorum. Bu eserle gündeme taşınan ve varlığı bugün devam eden ‘siyasi gelenekselcilik’ olgusunun, modern bir ulus devlet yapılaşmasına konu olan Malezya Federasyonu için bir tezat teşkil ettiği iddia edilebilir. Öte yandan, ‘uzaktan bir bakışla’, modern bir ‘ulus devlet’ içerisinde ‘sultanlık’ gibi dini/geleneksel bir yapının varlığının Müslümanlar için kulağa hoş gelen bir yanı da yok değil. Ancak bu ‘hoşluğun’, neye tekabül ettiği veya bir ‘boşluğu’ doldurup doldurmadığı da pek üzerinde durulan bir husus değil.

Bu çerçevede, 1786 yılında başlayan uzun erimli İngiliz sömürgeciliğinin Malay Sultanlarının varlığını koruma kadar, bu dini/siyasi yapılara yön ve biçim vermede sergilediği ‘müdahalecilik’, eserde soluk kesici bir mahiyette ele alınıyor. Adına ‘dolaylı’ denilen bu müdahalecilik, Malay toplumlarına ‘sınırlı’ alanda tanınan bir tür otonom yapıdan müteşekkildir. Dini bir içeriğe denk gelen veya İngilizlerce öyle anlaşılan veya anlamlandırılan ‘Sultan’, yerli topraklarda bir kontrol mekanizması hükmünde karşılık bulmuştur. Bu kontrol, Malay toplumlarının dinle bağdaşıklıklarını ‘yönetmeye’ matuf, bir tür idari mekanizmadan ibarettir. Öte yandan, mülkiyet hakları, ticari serbestiyet, sermaye akışı gibi idarenin diğer alanları ise, İngilizlerce ‘gönüllü olarak’ üstlenilmiştir (s. xxiii). Sömürge yönetiminin ‘geleneksel eliti’ koruma ve kollama vazifesi, temelde Malay toplumunu yönetebilmenin bir aracı kılınmıştır. Bu noktada, Malay toplumunun ‘liderlerine’ yönelik İslam öncesi dönemden getirilen ve ‘yarı uluhiyete’ tekabül eden ‘sıkı bağlılık’ (s. xxv), kuşku yok ki İngiliz yönetiminin gözden kaçırmadığı bir gerçekliktir. Tabii idarenin bu şekilde paylaştırılması, Malay toplumundaki bir başka siyasi gerçeklikten, yani Malay yöneticiler için siyasi meşruiyetin zeminini ‘toprak’ değil, kontrol altında tutulan insan gücü oluşturmasından besleniyordu (s. 45).

Şimdi böylesi bir yapıyı güncelleme gereği duyan İngilizlerin, tüm toplumsal ve siyasal devrimlere rağmen, kendi Adaları’nda korumayı yeğledikleri monarşinin, Malay dünyasındaki sultanlıkların formelleştirilmesinde rolü olduğu söylenebilir. Öte yandan, ana monarşi hanedanlığından vazgeçebileceği -ki bunu ‘Cohor ve Perak özelinde’ görmek mümkün-, İngiliz sömürge yönetimi yeni hanedanlıklar üretmekte de zorlanmamış, monarşi kurumunun yeniden yapılaşmasında bizatihi aktif rol almıştır (s. 34, 53). Öte yandan, neredeyse belli başlı tüm sultanlıklardaki hanedanlık kavgalarında ‘aracı’ rolü oynayan İngilizler, belirleyicilik hususunda ellerinden geleni yapmaktan da geri kalmamışlardır. Ancak bu ‘dış müdahaleye’ rağmen, Malay toplumlarında ‘lidere’ bağlılık olgusunda değişme rastlanmaz. Bu anlamda, İngilizlerin ‘acaba toplumdan bir tepki gelir mi?’ yollu çekincelerinin olduğunu söylemek de güç. Aksine halkın ya geleneksel hanedanlık veya ‘icad edilmiş hanedanlık’ olsun liderlere bağlılığı şu veya bu şekilde ‘sömürge efendilerine’ bağlılığın da bir tür garantisi olması sömürge yönetimince kabule şayan bir durum olduğuna şüphe yok (s. 97).

Singapur Adası merkezli kurulan İngiliz sömürge yönetiminin Malay Sultanlarının bireysel varlıklarını korumanın ötesinde, onlar üzerinde Malay topluluklarını ‘sevk ve idare’ etmede araçsallaştırması sürecinde, ‘sembolik’ değerler üzerinden yol aldığı görülür. Bu bağlamda her bir sultana tahsis edilen ‘İngiliz Danışmanlar’ın (Resident) ‘rehberliğinde’ ‘sultanlık kurumunun’ yeniden inşası gerçekleştirilir (s. 80). Bu inşa süreci, sultanlar üzerinden Malay toplumuna ulaşmanın adı da olur. Takvime bağlanmış bir dizi ritüel, sultanları toplumsal görünürlüğünü modern bir evreye taşırken, halk nezdinde de var olan bir “İslami yönetim” olgusuna kani kılar. Aslında burada, önceki süreçlerde pek de böyle işlemeyip işlemediğine bakılmaksızın, İngiliz aklının bir ürünü olarak Sultanlık kurumu ‘dinle temasa yapılan başat bir vurguyla’ siyasetin dışına itilmiştir. Nedense sultan ile gelenek ve din arasında kurulan ilişkide -din özelinde- ‘alimler sınıfı’ gibi bir kurumun varlığı İngilizlerce dikkate alınmadığı gibi, Sultanlar tarafından da ‘alimlerle ilişkilerin’ varlığı ortaya konulmaz. Tabii burada İngiliz sömürge yönetimi için dikkat çekilen husus, yukarıda kısaca söylemeye çalıştığım gibi, Malay Yarımadası’nın ‘yönetiminin paylaşımı’nda Sultan’ın payına düşenle İngilizlerin payına neyin düştüğünün hesabıdır.

Tabii, ‘Sultanlar’ demişken, bu geleneksel yapının yirminci yüzyıl ilk yarısında iki savaş arası ve sonrası dönemin bölgedeki siyasi hareketleriyle bağlantısı yadsınamaz. Eserde bu dönemle ilgili görüşler çerçevesinde ‘sultanların mı’ yoksa, özellikle sömürgeciliğe karşı başlatılan aralarında sosyalist, İslamcı ve milliyetçi kesimlerin kesiştiği siyasi hareketlerin mi başat rol oynadıkları sorusuna cevap bulmak mümkün. Bu bağlamda, İngiliz sömürge yönetiminin Malay Yarımadası’nı bir yandan kendi başına ayakta durabileceği bir Malay milliyetçiliği, öte yandan diğer antropolojik anlamda Malay topluluklarının da içinde yer aldığı Doğu Takımadaları’nın da eklemleneceği Pan-Malay ruhuna karşı ‘Sultanları’ ve içinde yer aldıkları siyasi yapılaşmayı bir tür koz olarak kullandığı hatırlanmaya değer (s. 169).  Bu sürecin, örneğin çevre ülkelerdekine benzer geniş bir halk hareketiyle eski rejim yerine, dönemin özelliklerine matuf bir siyasi yapılaşmayi getiremeyişi de üzerinde hassaten durulmayı gerektiriyor. Bu süreci,1942’deki Japon işgali ve işgal üzerinden bölgede zaten bir şekilde yeşermiş olan milliyetçiliğin kuvvet kazanmasıyla birlikte değerlendirmek gerekir. Ancak ‘hikayenin’ burada bitmediği ve Japonya’nın devre dışı bırakılmasından sonra eski sömürgeci İngilizlerin bölgeye girişiyle yeni bir siyasi modele kapı aralanır.

Eserde, 1946 ve 1957 yılları arasında bağımsızlığa giden uzun süreçte Malay Yarımadası’nda siyasi hareketlerden biri olan Birleşik Malay Ulusal Organizasyonu’nu (UMNO) harekete geçiren siyasi akıl ve bu aklın geleneksel elitle olan bağı da ele alınıyor. Bu anlamda, 58 yıldır Malezya’da iktidarda olan UMNO’nun varlığının Sultanlık kurumlarının varlığının devam etmesiyle kopmaz bir bağı olduğu gündeme taşınıyor. Bu husus, hiç kuşku yok ki, UMNO’yu 1930’lardan itibaren ortaya çıkmaya başlayan Malay ulus bilinci çevresinde örüntülenen siyasi hareketlerden ayıran bir durum.  

Ancak eserin tamamı okunduğunda 2. Dünya Savaşı sonrasında UMNO özelinde -yeniden- başlayan milliyetçilik hareketi ile, 1957 yılında gelen bağımsızlık ve sonrasında ‘sultanlıkların’ kazandıkları meşruiyetin temellerinin sömürgecilik döneminde atıldığına dikkat çekiliyor. Dolayısıyla ortada İngiliz sömürge yönetim aklının ortaya koyduğu bir tür siyasi yeniden-yapılaştırmanın Malay Yarımadası’nda uzun erimli bir proje çerçevesinde gündeme geldiği görülür. Arada kopuşlar, Malay İslamcı ve entellektüel çevrelerinin dayandıkları ideolojik yapılaşmalar ve bu anlamda ortaya konan eğitim ve yayın faaliyetleri, İngiliz ‘icadı’ gelenekselci siyasi elitin varlığı karşısında bir sınırlılığı da içinde taşır.

Malay sultanlıklarının varlığının bugün de sürdüğü dikkate alınacak olursa, konunun tarihin karanlık dehlizlerinde kalmadığı, aksine dünden bugüne ve bugünden düne oldukça sıkı bağdaşıklıkların olduğu görülür. Malay dünyasının Malezya kesimindeki hikâyeyi anlama çabasına devam edelim.

http://www.dunyabizim.com/Manset/23196/malezyada-sultanliklar-neye-tekabul-eder.html